Terör Örgütlerinin Barış Psikolojisi, PKK ile Müzakere, Kayıpların Topluma Etkisi ve İnsanlık Dışı Davranışlar Üzerine

Terör örgütleri bir tür büyük-grup kimliğini1Büyük-grup kimliği bir etnik gruba, ırka, dini veya siyasal bir ideolojiye dair bir sıfatı haiz aidiyeti ifade eder. Büyük-grup kimliği ile ilgili sorunların çözümüne yönelik psiko-politik kavramlar ve yöntemleri, Vamık D. Volkan’ın anı kıvamındaki “Divandaki Düşmanlar” eserinden inceleyebilirsiniz. Yazı, bu kitaptan bir çok paragrafın derlemesini içermektedir. refere eden, birtakım siyasal sonuçları terör aracıyla arayan küçük bir alt-gruptur. Bu alt-grup, manipüle edilmiş “kurbanlaşmanın egoistliği” adı verilen duygularla “öteki” gruba karşı hissizleşen, onu “insanlıktan çıkaran” ve dolayısıyla “öldürülebilir” gördüğü düşüncelerle bir ideoloji yaratır. Böylece “ötekini” öldürmenin önünde duygusal engele sahip olmayan bir alt-grup kimliği edinir. Bu alt-grup bir yandan “öteki” üzerinde terör yaratırken diğer yandan, ait olduğu büyük-grup kimliği içerisinden, sözkonusu “ötekini öldürme serbestisine” karşı olanları da terörize eder. Böylece habis propaganda yoluyla ideolojisini yayarak alt-grup varlığını idame eder.

Bu silahlı alt-grubun liderleri ve takipçileri paylaştıkları alt-grup kimliğine dair “kimlik kaybı korkusu” adı verilen bir kaygı nedeniyle barış süreçlerini bizzat kendileri baltalarlar. Şöyle ki:

Öteki ile “barışmak” ve dağılmak, doğal olarak, kimliklerini inşa eden ve öteki üstündeki serbestilerini sağlayan her türlü düşünceyle aidiyet hissettikleri alt-grup kimliğini kaybetmeleri anlamına gelir. Barışın tahayyülü anında bilinçli yahut bilinç-dışı olarak ” ‘Biz’ kimdik?” sorusuyla kaygılanır ve kimliklerini koruyacak bir davranışta bulunmak isterler. Barışın sonucuyla; ideolojilerinden kaynaklı güç illüzyonuna dayanan hayatlarını, kimliklerini kendi elleriyle yok etme duygusuyla baş edemezler, bu psikolojik olarak intihar edip ölmekle benzer bir histir. Barışa yaklaşıldığında kimlik kaybı korkuları yükselir ve barış süreçlerini durduracak bir olay gerçekleştirilir.

Britanya hükümeti ile Sinn Fein barış üzerine görüşmeler yaparken Şubat 1996′da IRA’nın bu tarz bir davranışta bulunması bir örnektir. Aynı durumu yaşayan PKK da barış sürecini durdurmayı denemeyi tercih etti.

Ayrıca PKK’nın bölgedeki ve içerideki mevcut durumun lehine olduğu fikri nedeniyle barışı makul bulmadığı da düşünülebilir.

Bu sebeplerle PKK’nın gerçekte silahsız kalmaya yaklaşan bir duruma geriletilmedikçe “silah bırakacağı” bir barışa yanaşacağını düşünmüyorum.

Çözüm sürecinde -Britanya’daki gibi- örgütü üzerinde gerçek bir hüküm edinecek bir siyasal kanatla “silah bırakma” üzerine müzakere, ancak örgütün silahsız kalmaya yaklaştığı durumlarda ve -ETA örneğinde olduğu gibi- bölgesel dengelerin ve iç siyasetin aleyhlerine geliştiği halde gerçekleşirse işe yarayabilir. Bu da silah bırakma müzakere edilmeden önce hem iç siyasal yapının düzenlenmesi hem askeri önlemler yönünde, birini diğerine değişmeyen bir yaklaşım gerektirir.

Bununla beraber, bu tarz alt-gruplar silah bırakma durumuna gerilediklerinde veya büyük-grup kimlikleri ile ilgili uygun çözümlere ulaşıldığında dahi alt-grup kimliğini devam ettirme takıntısındaki “pan hareketler” ayrıldığını ilan ederek kendi çaplarında teröre devam ederler. Bunun da örnekleri mevcut. Yani böyle bir ideoloji bir kez ortaya çıktıysa tamamen yok olması beklenemez ve PKK’nın da tamamen biteceğini ummak saflık olur.

Şu durumda çözüm sürecinin PKK ile müzakere edilmeden durmaksızın devamını gerektiren sebepler sadece bunlarla ilgili değil. Bir hükümetin, bir büyük grubun günlük hayatını ve siyasi idaresini kolaylaştırmak adına yapmayı planladığı hukuki düzenlemeleri toplumsal kesimlere danışarak kendi inisiyatifiyle hazırlayıp uygulamasını “topluma sormak” yerine, toplumun hemen her kesiminin vicdanında suçlu bir küçük-grupla müzakereyi tercih etmesiyle oluşan toplum psikolojisinin günümüzde kayıpların yaşandığı ortamı daha da hassaslaştırması ile de ilgilidir.

Bununla bağlantılı olarak çeşitli çevrelerin, farklı büyük-gruplardaki etnik milliyetçi hisleri manipüle edebildiği kayıp ve yas ortamı hassaslaştıkça çözümden uzaklaşacak şekilde büyük-grup kimliklerine yapılan narsisistik2Narsisistik: kendini fazla sevmeyle ilgili, kendine övgüye yönelik. Kendi kültürel güçlendiricilerine vurgu, kendinin önemi, kendi gücünün veya kayıpla ilgili ise kendi kaybının “daha büyük” olmasının vurgulanması gibi. yatırımların arttığı görülüyor.

Bu gibi, farklı büyük-grup kimliklerine mensup bireylerin bir arada bulunduğu ortamda birbirinden uzaklaştıran psikolojik engellerin artışına yönelik birtakım sonuçlar vardır:

  • - Kişiler bireyselliklerini büyük ölçüde kaybeder, dramatik biçimde kendi büyük-gruplarının sözcüsü haline gelirler,
  • - Kalıp yargılarını ve ön yargılarını ortaya koyarlar
  • - Mantıksal sorgulamaya tabi tutulmayan algısal gerçeklikleri sanki doğru şeylermiş gibi sunmaya başlarlar
  • - Birbirlerini duymamaya başlarlar

Benzer durumları halihazırda sosyal medya çevrelerinde gözlemlemiş olmalısınız.

Farklı büyük-gruplara mensup bireyleri uzaklaştıran bu psikolojik engellerin, insanları “insanlık dışı davranışlara” yönlendirmek isteyen alt-grupların habis propagandalarına uygun ortamı yarattığını düşünüyorum.

Böyle bir ortam neden tehlikelidir?

Barışın hakim olduğu zamanlarda insanlar dikkatlerini kendi bireysel kimliklerine, aileleri, akrabaları, komşuları, okulları, profesyonel ve sosyal örgütlenmeleri, spor kulüpleri, yerel ve ulusal siyasi etkinlikler ve Facebook sayfalarıyla ilişkilerine yöneltirler. Fakat ne zaman bir büyük-grup bir başka büyük-grup kimliğine sahip “ötekiler” tarafından aşağılanır ya da tehdit edilirse, saldırı altındaki topluluk rutin uğraşlarını büyük ölçüde terk ederek büyük-grup kimliğini onarma, koruma ve varlığını devam ettirme çabasına düşer. Lider – takipçi etkileşimleri dahil, temel büyük-grup aktiviteleri “grup kimliğinin bütünlüğünü sürdürmek” üzerine odaklanır.

Büyük-grup kimliğini paylaşan on binlerce ya da milyonlarca insan, nefes aldığının farkında olmayan, fakat dumanla dolu bir odaya girdiğinde aldığı her nefesi hissetmeye başlayan insanlar gibidir. Benzer şekilde, büyük bir grup, stres altına girdiğinde ve büyük-grup kimliği hasar gördüğünde veya tehdit altında kaldığında veya bir büyük-grup adına öldürmeye başladığında, bu büyük-gruba ait insanlar, “biz”lik halini derinden hissetmeye başlarlar ve kendi büyük-grup kimliklerini hızlıca ve tam olarak “öteki” büyük-grup kimliğinden ayırırlar.

Kimi zaman insanlar büyük-grup kimliklerine büründüklerinde, kendi büyük-grup kimliklerini korumak için “öteki” büyük-gruba zarar vermeleri gerektiği illüzyonunu, duygusunu yaratan paylaşılmış psikolojinin altında insanlık dışı davranışlarda bulunabilirler. Daha ötesinde bu davranışlar lider tarafından habis propaganda yoluyla yönlendirilebilir ve insanlık dışı davranışların açıkça ya da öneriler yoluyla önü açılabilir.

Örneğin, geçtiğimiz yıl yaşanan 6-7 Ekim olayları bir büyük-grubun stres ve tehdit altında kalmasının ardından etnik-milliyetçi liderlerin habis propagandası ile bir kısım takipçilerini yönlendirmesi sonucu insanlık dışı davranışların önünün açılmasıyla gerçekleşti ve can kayıplarına neden oldu.

Son olarak, terör olaylarının yeniden başlamasının üzerinden iki aydan fazla bir zaman geçmesinin ardından dün akşamki (8 Eylül 2015) olaylar da aynı illüzyonun ürünü. Dün akşam HDP Genel Merkezine ve ikinci defa Hürriyet Gazetesine yönelik saldırılar ve vandalizm olayları büyük-grup kimliğiyle ilgili duyguların yönlendirilmesiyle gerçekleşti.

Kayıplarla ilgili duyguların ifadesiyle yas süreci yaşanırken kayba sebep olan “suça dair nitelemelerin” -genelleme yapılmadan- “ifa eden suçluların” üzerine bırakılması yoluyla adalet talebi ile bu hassas ortamda istenmeyen söylev ve davranışlardan kaçınılabilir.

Böyle habis propagandaya uygun ortamın bir parça düzeltilmesi adına çözüm sürecinin doğru ve hatalı yanlarının toplum önünde sunularak sürecin uygun yöntemle devam edeceğine yönelik inancın sağlanması duygulardaki hassasiyeti azaltarak etkili olabilir.

Sonuç olarak; terör örgütlerinin barış psikolojisi, PKK ile müzakerenin ve kayıpların toplumda görülen etkileri nedeniyle, çözüm sürecinin yönteminin yeniden düşünülmesi, süreci bazı psikolojik ve reel-politik nedenlerle durdurma isteğindeki PKK’ya “süreci durdurabilme gücü verilmeden” bir an evvel devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir de belki, bu gibi dönemlerde sosyal medya kullanırken maruz kaldığımız habis propagandaları tekrar gözden geçirmeyi düşünebiliriz.

Atıflar

1. ^ Büyük-grup kimliği bir etnik gruba, ırka, dini veya siyasal bir ideolojiye dair bir sıfatı haiz aidiyeti ifade eder. Büyük-grup kimliği ile ilgili sorunların çözümüne yönelik psiko-politik kavramlar ve yöntemleri, Vamık D. Volkan’ın anı kıvamındaki “Divandaki Düşmanlar” eserinden inceleyebilirsiniz. Yazı, bu kitaptan bir çok paragrafın derlemesini içermektedir.
2. ^ Narsisistik: kendini fazla sevmeyle ilgili, kendine övgüye yönelik. Kendi kültürel güçlendiricilerine vurgu, kendinin önemi, kendi gücünün veya kayıpla ilgili ise kendi kaybının “daha büyük” olmasının vurgulanması gibi.

Leave a comment

Your comment